ANA SAYFA
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
MAGAZİN
EĞİTİM
SPOR
KÜLTÜR-SANAT
SAĞLIK
KÜNYE
İLETİŞİM

ANNELİK DOĞADAN GELİR, BABALIK SONRADAN ÖĞRENİLİR...

   
 İzzet ASLANBAY İzzet ASLANBAY

Her babalar gününde olduğu gibi özellikle sosyal medyada tekrar eden bir ritüel bu günde boy gösterdi. Yapısı itibariyle “özel” bir kurum olan ailenin tamamlayıcı parçalarından birisi ve yine özel bir sahası olan “baba-evlat ilişkisi-sevgisi” genel mecralarda, biraz da birbirimizin gözüne sokarcasına ilan-ı aşk ediliyor.

Biyolojik ve duygusal açıdan bu aşk ilanının tabii ki güçlü bir güdüsel ve hissi alt yapısı var.

Dünyaya tümüyle savunmasız doğam bir insan yavrusunun, bebeklikten itibaren hayatı deneyimleyerek varlığını sürdürmesini kolaylaştıran sevgi-güç sarmalıyla örülü bireyleri bir var oluş gerekçesi, bilinçlendikçe bir yaşam öğretmeni, her şeyin ötesinde bir kan-gen ortaklaşmasının somutlanması olarak sevmesinden, zaman içerisinde vefa duygusuyla anmasından daha insani bir şey olamaz.

Maksadım, bu “insani ilişki-duyguyu” olağan seyrinden dolayı yargılamaktan ziyade içinde barındırdığı “sevgi dışı” öğelere ve abartılara işaret etmek.

Önce şunu tespit etmeliyiz. Geleneksel toplumlarda daha fazla olmak üzere hemen hemen klasik aile yapılanmasında çocuğun merkezde olduğu duygu sarmalında sevgi öncelikli olarak annede temsil bulur. Bu, çocuğun doğumundan önce başlayan ilişkide, doğumdan sonra çocukla daha fazla ve sürekli zaman geçiren, bağımsız bir birey olana kadar tüm temel ihtiyaçlarını doğrudan karşılayan kurum olarak annenin payıdır.

Babalık ise mülkiyetli toplumla birlikte dar anlamda “gücün-iktidarın" temsil edildiği, aile özelinde çocukla ve çocuğun ihtiyaçlarıyla daha dolaylı bir ilişkisi olan bir kurumdur. (Babalık için mülkiyetli toplumu almamızın nedeni, öncesinde mülkiyetin dolayısıyla miras hukukun ve sonuçta da babalık kurumunun lmayşından kaynaklanıyor. Özetle babalık, özel mülkiyetin ve miras hukukunun yarattığı bir kurum.)

Denklemi böyle kurduğumuzda ilk andan itibaren baba ile evlat arasında organik bir sevgiden bahsetmek gerçekçi olmaz. Bu kesinlikle kadına-anaya ve doğurduğu yavrusuna ve ikisi arasındaki biyolojik ve yaşamsal ortaklığa ait bir durum ve duygudur.

Sık kullandığım bir ifadedir.

Annelik duygusu kadında çocuğun doğumundan çok önce vardır. Bir erkeğin “babalık” duygusundan ise doğumdan sonra bile bahsetmek doğayla çelişiktir. Babalık zamanla öğrenilen, baba çocuk arasındaki yaşanmışlığın artmasıyla gelişen bir duygudur. Bu duygu başından itibaren babada temsilini bulan “erkek-güç-iktidar”  olgularından dolayı uzun süre sevgiden çok baba için “bir zorunluluk” çocuk için ise güce saygı olarak şekillenir.

Bu zorunluluk ve güç eksenindeki ilişkide zaman zaman çatışma, gücü aşma, birey olmak için direnme baba ile çocuk arasındaki serüvenin olmazsa olmazları. İşte sevgi dediğimiz duygu ortaklaşması da tam da bu çelişkili süreçlerden süzülen ve anlam kazanan “birbirine değer verme, karşıdakini daha iyi anlama” tecrübesinin toplamıdır.

İster doğal, isterse deneyimle olsun bu sevginin, “baba sevgisinin” babalar gününde tek günlük hap gibi kullanımı tüketimine iki yönden itiraz etmek mümkün.

Birincisi, bu “özel duygunun” sadece kendimizde yaşanıyormuş gibi daha da özelleştirilerek ama birazda pornografisi yapılarak tüketilmesi. Tabii bunun içinde tüketim kalıplarının pompaladığı ve doğrudan bir para-meta ilişkisine dönüşmüş, satın alınabilen pahalı bir hediyede somutlaşmış baba sevgisini saymıyoruz bile.

Bu birinci itirazımızın alternatifi, özel sevgilerimizi, özelimizde yaşayarak çözmek. Bu açıdan kolay aşılabilir bir itiraz…

İkinci ve daha derinde, geri toplum ilişkilerini yeniden üreten yönüyle “baba sevgisine” itirazımız ise ifadelerde, paylaşımlarda, söylemlerde dile gelen “sevgi durumunu” kazıdıkça altında saygıya, giderek güce boyun eğişe, babada somutlanan erkek egemenliğine duyulan garip bir "saygıdan" kaynaklı. Bu durum kadın açısından “erkek egemenliğinin aşılmazlığını” yeniden yeniden üretmek olurken, erkek için ise kendisinin temsil edeceği “erkek iktidarının” süreklileşmesini meşrulaştırmak olarak çıkıyor karşımıza.

Özetle, babalarımızı sevelim. Hem de çok sevelim. Ama babalığı abartmayalım.

Unutmayalım annelik doğadan gelir, babalık ise sonradan öğrenilir



YORUMLAR

Hasan Turgut | 21 Haziran 2020
Haklısın İzzet bey


İzzet ASLANBAY Tarafından Yazılan Son Yazılar

ZOR ZANAAT… Beddua karşılığı çalışmak…


Bayramın ve bayram tatilinin son gününde daha iç açıcı bir yazı yazmak isterdik. Ancak icra ettiğimiz mesleğin, &ld... Devamını oku >>

SANSÜR, OTO-SANSÜR, EGO-SANSÜR


Dün, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayram’ıydı. Basında sansürün kaldırılışının (bu kaldırılışı Meşrutiyet koşulların... Devamını oku >>

“SATILMIŞ GAZETECİ”


14 Temmuz Salı akşamı, Ereğli Gazeteciler Derneği Başkanı Necati Günay ile oğlu CHP Karadeniz Ereğli Belediye Meclisi üyesi ve Ke... Devamını oku >>

BİR “GÜNAH VADİSİ”, SOSYAL MEDYA…


Türkiye’de her dönem en arızalı sahaların başında olagelmiştir basın faaliyetleri. Varoluşu gereği eleştirel ve bağımsız ol... Devamını oku >>

BENİM JENERASYONUM SENİN JENERASYONUNU DÖVER


İlginç bir toplumuz vesselam. Çoğu kez kişisel marifetlerimizle yetinmeyiz. Kendimizi anlamlı kılmak, önemli göster... Devamını oku >>

KÖŞE YAZARLARI

ZOR ZANAAT… Beddua karşılığı çalışmak…
YAZMA GAZETECİ YAZMA!
Nöbetçi Eczaneler

PİYASALAR

7,3353
8,6870
486,67

KDZ.EREĞLİ'DE HAVA DURUMU

açık
açık 29o

SON YORUMLAR